Blog

Genel Varlık yönetim şirketleri nedir ve nasıl çalışır?

Varlık yönetim şirketleri, bankaların sermaye yeterliliğini sağlamada zorlanması halinde banka aktifinde bulunan sorunlu varlıkları devralarak bankaların bunların tasfiyesi ile uğraşmak yerine asıl faaliyetine yoğunlaşmasına imkan sağlamaktadır.

Borçlu tarafın borçtan kaynaklanan yükümlülüklerini zamanında yerine getiremediği
tahvil, bono, kredi gibi borç araçları (tahsili gecikmiş alacak-TGA) ile daha geniş bir yaklaşımla piyasadaki dalgalanmalar nedeniyle önemli değer kaybına uğrayan gayrimenkul ve alacaklar sorunlu varlıkları oluşturmaktadır. Ancak VYŞ’ler için esas olarak, değerinde en az düşme ile tasfiyesi zor olan sorunlu varlıkları tahsili gecikmiş alacaklar oluşturmaktadır. Zira iştirak veya gayrimenkul gibi varlıkların karşısında fiziki bir değer olması bu varlığın nakde çevrilmesinde tahsili gecikmiş alacaklara nazaran avantaj sağlamaktadır. Ayrıca bankaların gayrimenkul ve iştirak edinimi belli sınırlar çerçevesinde yapılmakta ve bu varlıkların banka mali bünyesinde yüksek oranda yer tutması önlenmektedir.
Özellikle kriz dönemlerinde bankacılık sektörüne ya da sisteme karşı genel bir güvensizlik olduğunda neler yaşanabileceğine yukarıda değinilmişti. Bankaların sağlıklı bir mali yapıda olmaları için sermaye yeterliliğinin öngörülen şartlara uygun olması bu güveni sağlamak için şarttır. Ancak kriz, dönemlerinde bankalar için sermaye yeterliliği şartını sıkı sıkıya uygulamak her zaman için öngörülen sonuçları doğurmayabilir. Bilindiği üzere, bankalar mali sistem ile reel sektör arasında bir köprü gibidir. Bu açıdan bankacılık krizlerinin sadece mali sistem içindeki ayağını düşünmek reel sektörde onarımı daha zor hasarlar açabilir.
Sermaye yeterliği oranı, çok kaba bir tanımla banka sermayesinin bankanın risk ağırlıklı varlıklarına bölünmesinden elde edilen orandır. Bankalar için krediler riskli, Devlet tahvilleri ise risksiz varlıklar sayıldıklarından bankalar bu dönemlerde kredileri azaltarak devlet güvenceli borçlanma araçlarına yöneleceklerdir. Bu, reel sektör için borçlanma maliyetini artıracak ve mali sistemdeki krizin reel sektöre bulaşmasına neden olacaktır. Nitekim Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Joseph E. Stiglitz’e göre, kriz sırasında sermaye yeterliliği rasyosu uygulamasını dayatmak kredi arzının azalmasına yol açarak işletme sermayesi bulamayan Küçük ve Orta Büyüklükte İşletmeleri (KOBİ) iflasa sürükleyecek, bu ise geri dönmeyen krediler nedeniyle sermaye rasyosunu daha da kötüleştirerek kısır bir döngüyü harekete geçirebilecektir. Kriz dönemlerinde bankaların mali yapısının sağlam ve istikrarlı bir şekilde sürmesini sağlamak için öngörülen sermaye yeterliliği oranına karşı bankaların tepkisi kredilerin vadesinden önce geri çağrılması veya yeni kredilerin kısa vadeli ve daha yüksek faiz oranları ile verilmesi şeklinde olacaktır. Varlık yönetim şirketleri ise bankaların sermaye yeterlilik oranını sağlamada zorlandığı zamanlarda devreye girerek karşılık ayrılmak suretiyle zarar yazılmış alacaklarını satın alarak banka bilânçosundaki bu riski banka dışına çıkarmaktadır. Bunun sonucunda bankalar sorunlu varlıklarının tasfiyesi ile uğraşmak yerine asıl faaliyetleri ile uğraşacaklar, genel olarak sisteme olan güven artacağından pasif yapıları da daha güvenli ve istikrarlı olacaktır. Bütün bunların yanında VYŞ’lerin kamu bankalarının aktifindeki sorunlu varlıkları üstlenmesi sebebiyle özelleştirmeye de olumlu etkileri vardır. Nitekim, “Fransa’da bir kamu bankası olan Credit Lyonnais’in özelleştirilmesini kolaylaştırmak amacıyla bankanın takipteki kredileri sonradan oluşturulan bir iştirakine devredilmiştir

Varlık Yönetim Şirketi Nasıl Çalışır?
VYŞ’ler bankanın aktifinde bulunan sorunlu varlıkları rayiç değeri üzerinden satın alır, karşılığında daha likit ve sorunsuz varlıklar verirler. Bu varlıkların rayiç değerinin belirlenmesi bu çalışmada ele alınmayacak olup, sadece genel anlamda fiyatlandırmanın nasıl yapıldığına kısaca değinilecektir. Banka aktifinde bulunan anapara ve faizi ile birlikte toplam 100,-TL nominal değerde bir alacağın tahsilinde sorun çıkması ya da piyasadaki dalgalanmalar nedeniyle önemli değer kaybına uğraması nedeniyle gerçek değerinin örneğin 40,-TL’ye düşmesi halinde banka 60,-TL karşılık ayıracaktır. Bu durumda karlılık da bu tutarda olumsuz etkilenirken, 60,-TL’nin tamamının dönem zararına yansıması durumunda banka aktif büyüklüğünde ve sermayesinde 60,-TL tutarında bir küçülme olacaktır. Meydana çıkan bu zararla birlikte banka sermayesi aşınmakta, banka etkinliği düşmekte ve bunun sonucu olarak ödeme kabiliyeti tehlikeye girmektedir. Üstelik bankanın alacağının şüpheli kısmına karşılık ayırması da sorunu tam olarak çözmemekte, kredinin aktarıldığı yatırımın ortaya çıkan krizden olumsuz etkilenmiş olması halinde yeniden finanse edilmesi gerekliliği kalan 40,-TL değerindeki alacağın tahsilini de şüpheli hale getirebilmektedir. VYŞ’ler, böyle bir durumda değeri 40,-TL olan sorunlu varlığı bu değer üzerinden satın alarak karşılığında banka için daha az riskli olan nakit, Devlet tahvili gibi borçlanma senetleri vb varlıklar verirler. Satın alınan kredi karşılığında verilen bu varlığın mahiyeti VYŞ’nin mülkiyetinin kamu sektörü ya da özel sektörün elinde olmasına göre değişir. Gerçek değeri 40,-TL olan alacağı satın alan VYŞ, gerekiyorsa borçluya yeniden kredi vererek borçlunun geri ödeme kabiliyetini artırabilir. Örneğin 40,-TL’ye satın alınan ve 10,-TL yeniden kredilendirme ile 50,-TL’ye çıkan maliyet VYŞ açısından söz konusu krediden en az bu tutarda bir geri ödemeyi şart kılmaktadır. Bu işlemin sonuçlarını şöyle sıralamak mümkündür:

1. Banka, alacaklarının tasfiyesine vakit, emek ve kaynak harcamamış, asıl faaliyetine yoğunlaşma ve daha etkin çalışma imkanı bulmuştur.
2. Kredi borçlusu borcunu ödemek için elindeki varlıkları likite çevirmekten kurtulmuş, borcunda bir miktar artış olmasına rağmen borcunu daha uzun vadede yeniden yapılandırmış ve hatta işletme sermayesi bulmuştur.
3. Varlık yönetim şirketi 50,-TL maliyetle yeniden yapılandırdığı krediden daha fazla bir miktarın tahsili ile kar etme fırsatı yakalamıştır. Burada borcun yeniden yapılandırılması sürecinde bahsedilen 10,-TL yeniden finansman maliyeti opsiyonel olup, satın alınan kredinin her zaman yeniden finansmanı söz konusu olmamaktadır. Buna rağmen, kredi borçlusunun borcun vadesinin uzatılması, varlık yönetim şirketinin de kredinin yeni vadesinde tahsili suretiyle devir işleminden çıkarları bulunmaktadır.

Varlık Yönetim Şirketlerinin Olumlu ve Olumsuz Yönleri
VYŞ’lerin banka alacaklarını yeniden yapılandırmak üzere devralması ile bankalar için asıl faaliyetlerine yoğunlaşma fırsatı doğmaktadır. Bankaların sorunlu varlıklarından kurtulması onlara kendilerini yeniden yapılandırma ve yeni kredi açma konusunda da imkanlar sunmaktadır. Bunun yanında sorunlu varlıkların banka tarafından çözülmek yerine asıl faaliyet konusu bu olan VYŞ’ye devretmesi ölçek ekonomileri uygulaması açısından da kazançlı bir işlemdir. VYŞ’lerin tahsili gecikmiş alacakları çözme ve alacakların takibi konusunda bankalara göre daha tecrübeli olması ve benzer nitelikteki alacakların birlikte takip edilmesi nedeniyle sabit maliyetlerin düşmesi vb. nedenlerle daha etkin bir tahsilat söz konusu olacaktır. Öte yandan, merkezi nitelikli VYŞ’lerin alacakları tek elden takip etmesi, tek tek bankaların takip etmesinden daha verimli sonuç verecektir. Zira, kredilerin sistem içinde dağınık bir yapıda olması (belli gruplarda toplanmamış olması), aynı teminatın farklı borçlular
tarafından gösterilmesi halinde VYŞ tarafından alacakların gerçek tahsil imkanının daha iyi ölçülmesini mümkün kılmaktadır. Bunların yanı sıra “VYŞ’lerin sahip olduğu tecrübe ve uzmanlık sayesinde varlıkların daha uygun bir fiyata elden çıkarılması sağlanarak bir yandan bankaların alelacele “yok pahasına satış” (fire sale) yaparak önemli zararlara uğramaları önlenmekte bir yandan da sektörün yeniden yapılandırma maliyetleri azaltılmış olmaktadır”
VYŞ’lerin genel olarak bankacılık sistemine sağladığı başka bir fayda ise grup şirketlerinden olan alacakların takibi ve tahsilinde VYŞ’lerin grubun bankasından daha istekli, kararlı ve etkin olacağı gerçeğidir. Zira alacakların genel olarak uzman kuruluşlarca ve objektif ölçüler çerçevesinde takibi borçlunun geri ödeme konusunda isteksiz davranmasını önleyecektir. Öte yandan, sorunlu varlıkların takibinin VYŞ’lerce yapılmasının olumsuz yönleri de vardır. Örneğin, bankanın borçlu hakkında sahip olduğu bilginin kullanımını varlığın takibinin VYŞ tarafından yapıldığında azalmaktadır. Bunun yanında, tahsilatın VYŞ tarafından yapılabileceği hususu bankaların kredi kullandırırken daha dikkatsiz olabilecekleri görüşü de iddia edilmekle birlikte, devredilen alacağın nominal değeri ile değil gerçek değeri ile satılması ve dolayısıyla bankanın alacağın tahsil edilemeyecek bölümü için karşılık ayırarak zarar edeceği hususu göz önüne alındığında bu riskin gerçekçi olduğu söylenemez. Bankalar genellikle sorunlu varlıklarını ifşa etmek ve bunlar için karşılık ayırmak konusunda isteksizdirler. Bir tahsili gecikmiş alacaktan teminatsız kısım için karşılık ayrılması mali tabloların güvenilirliğini sağlamakta yeterli değildir. Alacağın teminatının kalitesi ve gerçekten alacağın ne kadarını karşılayabileceği hususu tahsili gecikmiş alacağın gerçek değerini vermektedir. Bu kapsamda bankanın gerçek değeri ile satacağı bir alacağın tahsilini VYŞ’ye bıraktığında zararın ertelenmesi ya da saklanması söz konusu olmayacaktır. Ancak alacağın nominal değeri ile devri söz konusu ise tahsilatın VYŞ’ce yapılmasının bankaların kredi kullandırırken daha dikkatsiz olabileceği iddiası geçerlik kazanmaktadır. VYŞ’ler için söylenebilecek bir başka olumsuzluk ise şirketin kamu eliyle kurulması durumunda siyasi müdahaleye açık olabileceği hususudur. VYŞ’nin tam anlamıyla etkin şekilde çalışabilmesi için kamuya ait olsa bile objektif ölçütlere göre ve bağımsız olarak çalışması şarttır.

Kaynak: spk.gov.tr

Author Details